ALMANYADA TAVŞAN SAFARİSİ

Ömrümün en canlı, heyecanlı, komik, gerçek, ilginç ve eğlenceli safarisini yaptım.
Daha önce bir gelengi ile maceram olmuştu lakin bu bambaşka bir keyifti. Bir tavşan ailesini doğal olarak yerleştiği bir demiryolu kenarında izledim ve çok eğlendim.
Her şey Nürnberg’ de kaldığım yerden bazı eşyaları taşırken yolumuzu kaybetmemizle başladı. Vaktimiz azdı, acelemiz vardı ama şoförümüz de acemi idi. Habire girdiğimiz yanlış kavşaklardan kurtulmaya çalışırken sonunda doğru yolu bulduğumuzda güneş batmak üzereydi. Ben minibüsün kenarında şehre kızıllık çökmesini izlerken birden gözlerim beni şaşırttı. Demiryoluna paralel gidiyorduk ve araba yolu ile demiryolu arasındaki yaklaşık yirmi metrelik mesafe boş bırakılmış bir alandı. Ve beni şaşırtan şey de irice bir tavşanın yüzünü batmakta olan güneşe dönüp akşam güneşlenmesi yaparken etrafı seyrettiğini görmemdi. Ne arıyordu bu tavşan burada dememe kalmadan bir tane daha gördüm aynı güneşlenme hallerinde. Az ilerde yol kenarındaki iki tavşan arabalardan kaçıp hızla çalı aralarında kaybolurken ben çoktan heyecana gelmiştim. Şoföre buraya mutlaka gelmeliyim derken günü başım arkada tamamlıyordum.
Ertesi gün işlerimiz ertelenince fotoğraf makinemi kapıp, bisiklete atlayıp doğru tavşan safarisine. İşin ilginç yanı kaldığım yere sadece bir kilometre mesafelik bir yol üstü. Yoldan içeriye geçip yavaş yavaş ilerlerken acaba günün doğru saatinde mi geldim endişesi vardı içimde. Lakin biraz devam ettiğimde önümden arkamdan çalılıklara kaçışıp kaybolan sesleri duyunca heyecanlanmadım desem yalan olur. Gün bereketli geçecekti anlaşılan. Lakin ancak çalı aralarında kaybolduktan sonra seslerinden takip edebiliyordum onları. Nasıl olacak bu iş derken ilerlemeye devam. Yaklaşık yüz metre ileride açıklıkta otlanan birkaç tavşan görülüyor, lakin makinem onları çekecek kadar iyi değil. Yakınımdakileri kaçırmaya devam ettikçe benim gözüm bitkilere kaymaya başladı. Öyle ya! Nakıllar, sığırkuyrukları, yaban gülleri, yaban alıçları, ve Türkiye’de yetişmeyen bazı türler tüm güzellikleriyle bizi de gör diye ışıl ışıllar. Bir süre bitkilere dalıyorum, bu esnada köpeğini gezdiren bir bayan geçiyor yanımdan. Köpek bana hırlamak isterken sahibi engelliyor, ben ite gülümsüyorum sahibi de bana.
Devam ediyorum otlanan tavşanlara yaklaşmak için. Ancak yine gezintiye çıkmış bir çift tam da o noktaya kadar gelip oturuveriyorlar ve tabi benimkiler vın. İlerledikçe kaçışıveren tavşanları ancak kuyruklarından görebiliyorum. Kuyrukları havada heyecanla kaçıveren şekerciklerin, toprak rengi tüylerinin tam kuyruk arkaları beyaz olunca, insanı gülümseten bir zıplayan kartopu görüntüsü oluşuyor. Eh yakalarım ben sizi deyip ilerledikçe ancak girdikleri çalının resimleri çıkıyor makinenin ekranında. Neyse arada bitki resimleri çekip günü kurtarmaya devam o zaman. Yaklaşık bir kilometrelik yolun neredeyse sonuna gelmişim ve daha bir tane bile yakalayamamışım! Az önceki bayan geri geçiyor yanımdan ve o geçerken sağ tarafımda buğdaygillerin arasında kıpırdayan şeye odaklanıyorum. Zira o kendini garantiye almış bana bakıyor, bense toprak ve kurumuş bitkilerle aynı renk bu minik tavşanın fotoğrafını almaya çalışıyorum. Siz göremiyorsunuz ama bu karede bir adet tavşan var, yaaa!. O da gidiyor. Yolun sonuna kadar gideceğim. Vee işte günün en güzel sürprizi. Dün ilk tavşanı gördüğüm yer civarında, iş makinelerinin yığdığı toprak üzerinde oturan irikıyım bir tavşan. Sırtı bana dönük olduğundan henüz fark etmedi, ben de hemen makineme yumuluyorum. Ancak yakalanmam uzun sürmüyor. Şöyle bir etrafa bakıp geri dönüyorum. Ve hemen otların başladığı yerde bir tanesi yavaş davranınca onu da yakalıyorum. Ancak bu sefer bisikleti kenara koyup başlıyorum muhabbete. Yaklaşık beş dakika bakışıyoruz, kesişiyoruz, öpücükler gönderiyorum lakin reddediliyorum ve gidiyor. Biz erkeklerin klasik talihsizliği. Ancak işin güzel tarafı dönüş yolum zengin geçiyor, zira yine bir tanesi girmiş otların altına akşam yemeğini yiyor. Kamerayı açıp video kaydı alıyorum bu kez. Görüntülerde iyi anlaşılmasa da beyimizin keyfi iyi gibi görünüyor; biraz çekiştirip koparıyor, yiyor, dinleniyor, sonra yine çekiştiriyor. Beş çayı diye ben buna derim işte.
Bulunduğum yer tren yolu kenarı. Her beş on dakikaya bir tren geçiyor her iki yöne. Bu tavşanlar rahatsız olmaz mı acep bu sesten derken, rayların sadece bir metre aşağısındaki bir çalının dibinde gezinen bir serseriyi görüyorum. O kadar umarsız ki o sese karşı, ilginç. Beni fark etmeden hem foto, hem video alıyorum. Hazret trenden değil de insandan ürktüğünü, beni görünce hemen yuvasına kaçarak gösteriyor. Yuvalarına yaklaşırken kamerayı açık tutuyorum belki bir ihtimal? diye. Yine bildik hikaye ve koca görüntüde zıplayan üç beş kartopu. Ancak kuyruklarındaki beyazları takip edebiliyorsunuz. Ama öyle kolay vazcaymak yok. İyice yaklaşıyorum yuvalara ve bir tanesini çalıların arasında gezerken tutuyorum. Kaçamıyor, beni seyrediyor. Mini mini bir şey bu, belki daha bir yaşında. Fotoğraf ve video alıp yaklaşmaya çalışıyorum, aramızdaki mesafe yaklaşık üç metre. Tıpkı gelengide olduğu gibi. Yine seyre dalıyorum parlayan gözlerini. Etrafına bakıp, yerini sağlama aldıktan sonra bakmaya devam ediyor. Ben acaba elime alabilir miyim muradıyla daha bir sokulmaya çalışınca elimde kalan böğürtlen çalılarının dikenleri oluyor. Eee ne yapalım, trenler kadar bile karizmamız yok demek ki.
Geleli iki saati geçiyor, alacakaranlık çökmeye başladı, çekilen fotoğraflarda flaş patlayıp ta gözleri parlamaya başlayınca anlıyorum ki gitmek zamanıdır. Her ne kadar o parlayan gözler de olmasa kime ait olduğu belli olmasa da fotoğrafların, artık sadece seyretmekle yetiniyor, geçen trenlere evinin balkonundan bahçesindeki güllerini seyredercesine rahat bakan bu tontoşları ilgiyle izliyorum. Şehrin tam ortasında, ana tren garına iki durak mesafede tren yolu kenarını kendilerine yurt edinen bu tavşanlar ailesinin ben yaklaşık otuz bireyini görüyorum. Tahminim o ki, yüzden fazla birey vardır bu civarda. İmrenilecek tarzda bir hayat aslında; gürültünün ve teknolojinin tam ortasında bunlardan sıkılmadan yaşamak. Lakin ne akıllı hayvanlar ki, benim gibi en aptal ve acemi bir ademoğlunu bile görse kaçması gerektiğini biliyor. Bana da sadece çekebildiğim eciş bücüş fotolar ile dönünce anlatabileceğim bir macera kalıyor. İşin güzel tarafı kansız bir safari olması. Benim gibi daha hiç silah tutmamış biri – yahu şunlardan ne de güzel kebap olur diye düşünse bile- istese bile kıyamaz ki şu şeker madenlerine. Kuş gözlemcisi arkadaşlara inat, diğer hayvanatın da pekala seyredilebileceğini keşfediyorum kendimce, eğleniyorum işte kendi halime. Birkaç genel fotoğraf daha alıp biniyorum bisiklete ve acaba yağmurlar başlamadan bir kez daha gelebilir miyim buraya diyerek ayrılıyorum beyaz kuyruklu tren tavşanları şehrinden..


Ortalama reyting
(1 oy)
sfy39587f01